Keşfedilmemiş El Dorado
Atlantis efsanesi, tarih boyunca meydana gelen değişikliklerden fazla etkilenmedi. Platon, doğumundan 9000 yıl önce var olmuş ve yanardağ patlamasıyla suya gömülmüş Atlantis’i zengin biçimde betimlemişti. O zamandan beri, Atlantis uygarlığı pek çok yazarın, şairin, ressamın ve bilim adamının hayallerini süsledi. Atlantis’in gerçek bir ülke olduğunu öne süren 70’ten fazla kitap var. Bunların arasında, 17. yüzyılda yaşamış İngiliz filozof Francis Bacon’ın Yeni Atlantis adlı kitabını özellikle anmak gerekiyor. Bacon, Atlantis’i Kuzey ve Güney Amerika ile ilişkilendirmişti.
Onca kitaba ve iddiaya rağmen, hiç kimse Atlantis’i ya da dünya yüzeyinden nasıl silindiğini bulamadı. Birçok şüpheci yazar ve insan, Platon’un felsefesindeki ideal kentine ilişkin düşüncelerine hazırlık olsun diye Atlantis’i yarattığına inanıyor. Bu düşünürlerin başında ise, Fransız tarihçi Pierre Vidal-Naquet geliyor. Ona göre, “Atlantis kavramı, zaman içinde bilginlerden, yarı-bilginlerin, ardından da mitomanların tekeline girdi. Bugün Sahra’dan Sibirya düzlüklerine, Titicaca Gölü’nden Tibet yaylalarına kadar, dünyanın dört bir yanında Atlantis rüyasının peşinde koşanlar var. Tabii, bütün kabahat Platonda… İlk dönem Atina toplumuna ideal kentini benimsetmek için uydurduğu efsane, bugün yeryüzünün en büyük dedikodularından biri haline geldi…”
İtalyan Ananke Yayınları’ndan çıkan “Deniz, Avrupa’yı Nasıl Yuttu?” adlı kitabın yazarı, Atlantik Okyanusu’na batarak kaybolan bu uygarlığın gerçek olduğu kanıtlanmaya çalışıyor (kitap Türkçe’de yayımlanmadı). Eski-yeni arkeolojik buluntuların yeniden yorumlanmasını, Platon’un Atlantis’in bulunduğu yere ilişkin arazi tanımlarıyla birleştiriyor. Platon, Atlantis’in Herkül Sütunları’nın (Cebelitarık Boğazı, Akdeniz) ötesinde olduğunu söylemiş ve 2385 yıl önce, Timaos diyaloğunda, eski olayları bilen Mısırlı bir rahipten öğrendiklerini yazmıştı.
“Nitekim, o zaman, o denize geçmek mümkündü: çünkü adlandırdığınız gibi, Herakles (Herkül) Sütunları denen ağzın ötesinde bir ada vardı. Hem, o ada bir araya getirilmiş Libya ve Asya’dan (Küçük Asya: Anadolu) daha büyüktü ve ondan yola çıkanlara, başka adalara ve o adalardan, gerçekten deniz olanın tam karşı tarafında duran bütün anakaraya geçit veriyordu. Bu Atlantis Adasında büyük ve hayran olunası kudrete sahip bir kral ortaya çıkmıştı…’’
Kitabın yazarı Pisa Üniversitesi (İtalya) yıldız fiziği ordinaryüs profesörü ve arkeolog Vittorio Castellani’nin yürüttüğü araştırmalara göre Atlantis Adası, Büyük Britanya (İngiltere) olmalı. Aslında, Büyük Britanya’yı 10.000-7000 yıl önceki haliyle değerlendirmek gerek. O zaman, son buzul erimesiyle yükünden kurtularak hafifleyen ada, tıpkı İskandinav Yarımadası gibi birkaç santimetre yükselmişti. Ayrıca Britanya, donmuş Manş Denizi’yle Fransa üzerinden bağlandığı Avrupa anakarasından kopmuştu.
Son Buzul Çağı’nda, deniz yüzeyi günümüze göre 100 metre düşüktü ve Büyük Britanya’dan anakaraya geçmek mümkündü. Atlantis insanı, Platon’un konuştuğu rahibin dediği gibi anakarayı kolonileştirdi: “Başka bölgelerde de hüküm sürüyorlardı; boğazın (Cebelitarık Boğazı) bu yanından Libya’ya, Mısır’a Avrupa’ya ve Tiren’e kadar.” Rahibin dediğine göre bu kudret, Yunanlılar’ın atalarıyla da savaşmış ve ilerlemesi silah zoruyla durdurulmuştu.
Son yıllarda oluşturulduğu kadarıyla, bu fantastik senaryoda anlatılanlar Avrupa’nın jeolojik tarihiyle uyuşuyor. Castellani’nin kendi sözleriyle, “Nitekim son Buzul Çağı’nın sonunda, buzların çözülmesi deniz yüzeyini yükseltip, Avrupa’daki geniş arazileri sular altında bıraktı; Büyük Britanya plakasında ve İngiltere’nin büyük kısmındaki su üstüne çıkmış bölgeleri küçülttü.”
Yanardağlar mı, başka bir şey mi? Atlantis’in “volkanik” sonunun tasviri. Yeni varsayımlara göre, kent suya yavaş yavaş battı.
Deniz yükselmesine ilişkin kanıtlar, Baltık Denizi tortullarının incelenmesiyle elde edildi. Baltık Denizi, Atlantik Okyanusu’nun batmasıyla gölden denize dönüşmüştü. Ancak, deniz baskınları Platon’un çağından 9000 değil, 5600 yıl önce (günümüzden 8000 yıl önce) gerçekleşmişti. Kısacası, bugün Atlantis, şairler, romantikler, hayalperestler için yitirilmiş bir cennet, keşfedilmemiş bir Eldorado, mükemmel bir ütopya…
(kaynak; insanveevren.wordpress.com)







0 Yorumlar