Arkeometri, geçmiş yaşamı anlamaya ve yeniden kurmaya çalışan arkeolojiye doğru bilgi almasında yardım eden ve önemi giderek artan bir bilim dalıdır.
Arkeometri Sir Christopher Hawkes tarafından, yayımına 1958’de başlanan History of Art at Oxford ve Arkeoloji Araştırma Laboratuvarı bülteninin ismi olarak bulunmuş bir kelimedir.
Günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların uygarlık ve kültür tarihi açısından, elden geldiğince eksiksiz olarak doğru yorumlanmaları için fen ve doğa bilimlerinin çeşitli dallarından, birlikte yararlanılan yeni bir bilim alanıdır. Bu bilim ve teknikten diğer ülkelerde olduğu gibi, son yıllarda ülkemizde de yoğun bir biçimde yararlanılmakta.
2. Arkeometri'nin Kısa Tarihi
Aslında, arkeometri çalışmalarının başlangıcının 19. yüzyıl başlarına kadar uzandığı söylenebilir
1800'de ilk defa M.H. Klaproth (1743-1817), Berlin Bilim Akademisi'nde sikkeler, camlar, orta çağ heykelleri üzerinde yaptığı bazı kimyasal analizlerin sonuçları hakkında bir bildiri sunar. 19. yüzyılın sonuna doğru ve 20. yüzyılın başlarında, Avrupa'da üst paleolitik devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu, Önasya'da, Anadolu'da başlayıp yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular, metal, seramik, cam, duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmağa başladı.
1800'de ilk defa M.H. Klaproth (1743-1817), Berlin Bilim Akademisi'nde sikkeler, camlar, orta çağ heykelleri üzerinde yaptığı bazı kimyasal analizlerin sonuçları hakkında bir bildiri sunar. 19. yüzyılın sonuna doğru ve 20. yüzyılın başlarında, Avrupa'da üst paleolitik devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu, Önasya'da, Anadolu'da başlayıp yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular, metal, seramik, cam, duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmağa başladı.
Troya kazıları, Ur Kral Mezarlari'nin keşfi Mısır'da Flinders Petrie'nin Negada Kültürü'ne ait buluntuları, bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağladı. Böylece, Klaproth'un analizlerini, F. Rathgen, C.H. Desch, J.R. Partington, H.H. Coghlan ve daha başkalarının araştırmaları izledi ve bunlar giderek daha büyük ilgiyle karşılandı.
1878'de Baron De Geer, isveç'de göl ve bataklık tortul kütlelerindeki yıllık ömürlü bitki kalıntılarını inceleyerek, bunların içinde bulunduğu "balçık katmanlarının" sayımına dayanan "Varo Analizleri"olarak adlandırılan bir mutlak tarihlendirme yöntemi geliştirir.
1878'de Baron De Geer, isveç'de göl ve bataklık tortul kütlelerindeki yıllık ömürlü bitki kalıntılarını inceleyerek, bunların içinde bulunduğu "balçık katmanlarının" sayımına dayanan "Varo Analizleri"olarak adlandırılan bir mutlak tarihlendirme yöntemi geliştirir.
Böylece, günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine kadar giden, mutlak bir yaş tayini yapma
fırsatı doğar. 1920'lerde Yugoslav matematikçi ve astronomu Milutin Milankovitz de, güneş sistemindeki lekelerin dünyada iklim değişmelerine neden olduğu varsayımından hareket eder; bu değişmelerin matematiksel olarak hesaplanması, Buzul Cağlarının 600.000 yıl kadar geriye tarihlendirilebileceğini ortaya koyar
fırsatı doğar. 1920'lerde Yugoslav matematikçi ve astronomu Milutin Milankovitz de, güneş sistemindeki lekelerin dünyada iklim değişmelerine neden olduğu varsayımından hareket eder; bu değişmelerin matematiksel olarak hesaplanması, Buzul Cağlarının 600.000 yıl kadar geriye tarihlendirilebileceğini ortaya koyar
1901'de bulunan, ancak arkeolojide 1929'da ilk olarak uygulanan bir diğer yöntem ise "Dendrokonoloji'dir.
Uzun omurlu ağaçların yatay kesitlerindeki halkaların oluşumları ve bunların sayılmaları ile ağacın kesildiği zamandaki yaşının mutlak olarak bulunabileceği anlaşılır
Buzul Devirleri'nde yaşamış olan hayvanların türlerinin tespiti, hem iklimsel, hem de paleocoğrafya açısından yaş tayinleri için kullanılmağa başlar.
Gene 1916'da, İsvecli Botanikçi Lennar Von Post'un ilk olarak geliştirdiği "Polinoloji" çiçek tozlarının analizleri yöntemi, gerek, Buzul Çağları, gerekse Postpleistosen'deki bitki örtüsü, iklim değişmeleri ve tarihlendirme için kullanılır.
2. Dünya Savaşı'na kadar, arkeolojik buluntuların değerlendirilmesi için, gerek çeşitli kimyasal, fiziksel yöntemlerle yapılan malzeme analizleri, gerekli mutlak tarihlendirmeler için, daha birçok yöntemin geliştirildiği görülür. Ancak Arkeolojiye dönük buaraştırmaların "Arkeometri" adı altında yeni bir boyut kazanması ve bu günkü kurumuna kavuşması, 1950-1960 yılları arasına rastlar.
1955'de Libby ve arkadaşlarının, yaşamları sona ermiş organik maddelerin içinde bulunan radyoaktif karbon 14'un ölçülmesi ile (C-14), arkeolojiye yeni bir mutlak tarihlendirme yöntemini armağan etmeleri, bir anlamda "Gerçek Arkeometri'nin başlangıcı olarak kabul edilir.
Bugün artık arkeolojik araştırmalar, geçmiş uyarlıkları tarihsel gelişmeleri içinde, mümkün olduğunca eksiksiz bir biçimde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu yüzden eski bir kültürün gereğince anlaşılabilmesi ve tanımlanması için, o kültürü meydana getiren insanların, o günkü doğal çevrelerinin, içinde yaşadıkları biyolojik ortamı oluşturan hayvan ve bitki topluluklarının; insan, hayvan, bitki ilişkilerinin, ellerindeki kaynaklardan yararlanma biçim ve derecelerin bağlı olarak ekonomilerinin teknolojilerinin, sosyal, politik ve sanatsal düzeylerinin aydınlatılması gerekmektedir. Yine ayni bağlamda, o kültürleri oluşturan insan topluluklarının içinde yaşadıkları devrin mutlak tarihlendirilmesinin yapılmasına, ya da çağdaş olan diğer biyolojik çevreleriyle olan ilişki ve karşılıklı etkileşimlerinin bütünle açıklığa kavuşturulmasına çalışılmaktadır.
(Kaynaklar; wikipedia.com, Bir İnsan ve Uygarlık Bilimi ARKEOLOJİ - Hasan Tahsin UçankuşKültür Bakanlığı Yayınları / 2508)



0 Yorumlar